Buddha’nın Efsanelerde Anlatılan Hayatı

Budizm’in manevi lideri Gautama Buddha, M.Ö. 6.- 4. yüzyıl boyunca Doğu Hindistan / Nepal’de yaşamıştır. M.Ö. 6. yüzyılda Lumbini’de (bugünkü Nepal) doğduğu sanılmaktadır. Goutama’nın doğumu ile ilgili birçok efsane anlatılmaktadır. Ama biz en çok anlatılan ‘Lotus Çiçeği’ hikayesinin derinliklerine yolculuk edeceğiz.

”Kelimeler; hem doğru hem de zarifse dünyayı bile değiştirebilirler.”

 Kraliçe Mahamaya, yani Buddha’nın annesi, yaz şenlikleri sırasında bir rüya görmüş ve rüyasında; hortumunun ucunda beyaz bir lotus çiçeği tutan filin gelip, kendisinin çiçekle sağ böğrüne dokunduğunu ve oradan çiçeği rahmine düşürdüğünü görmüş. Mahamaya ertesi sabah gördüğü rüyayı kocası Kral Suddhodana’ya anlatmış. Shakya Klanı’nın lideri olan Kral Suddhodana, bu olay üzerine rüyayı Brahman’lara (rahipler) danışmış ve rüyayı, karısının bir erkek çocuk doğuracağı ve bu çocuğun bütün dünya ülkelerine evrensel bir kral olacağı ya da dinsel yaşamı seçerse, dünyayı cehaletten kurtaracak bir ‘Buda’olacağı yönünde yorumlamış.

”Bizi kendimizden başka kimse kurtaramaz.
Hepimiz kendi yolumuzu kendimiz yürümek zorundayız.”

 Mahamaya o günden sonra çocuğunu doğurmak için babasının ülkesi Devadahaya’ya gitmeye karar vermiş. Lumbini Koruluğu’ndan geçerken, korudaki ağaçlardan birinin dalına uzanmış ve hiçbir ağrı çekmeden Buddha’yı ayakta doğuruvermiş. Buddha doğar doğmaz  sağ eliyle cenneti sol eliyle de dünyayı göstererek konuşmuş, hatta yürüyerek doğuya, batıya, kuzeye ve güneye doğru yedi adım atmıştır. Dünyaya gelişi adeta bir mucize olan Buddha‘nın beraberinde, tabiatta da olağanüstü olaylar yaşanmış; körlerin gözleri açılmış, dilsizlerin dilleri çözülmüş, topallar yürümeye başlamış ve bütün ağaçlar çiçek açmış.

”Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen.
Aç gözlülüğü cömertlikte, yalanı gerçekle yen.”

 Doğumundan kısa bir süre sonra, Kraliçe Mahamaya hayatını kaybetmiş. Kral Suddhodana oğlunun kehanetlerdeki gibi fakir ve bilge biri olmasını istememiş ve onu krallığının el verdiği şekilde bolluğa boğmuş. Dünyanın sefaletinden, ölüm, hastalık ve yaşlılık gibi kavramlardan uzak tutmaya çalışmış. Buddha on altı yaşına geldiğinde, yaşamına daha sıkı bağlanması için kuzeni olan Yosadhara ile evlendirilmek istenmiş. Ancak kızın babası, ailelerindeki kızların savaşta ve dövüş sanatlarında üstünlüğünü kanıtlayanlara verildiğini, kendini zevke adayan kimselere kızını vermeyeceğini söylemiş. Babasının bu duruma çok üzüldüğünü gören Goutama, babasından bütün gençlerin katılacağı bir  yarışma düzenlemesini ve bu yarışmada herkesin savaş sanatlarındaki üstünlüğünü kanıtlamasına olanak tanımasını istemiş. Yarışmada Goutama her dalda birinci gelmiş. Sonrasında Yosadhara Goutama ile evlenmiş. Goutama ve karısı 29 yaşına kadar, saraylar dışındaki yaşamdan ve halkın çektiklerinden habersiz mutlu bir yaşam sürmüş.

”Bir mumdan binlerce mum yakılır da, mumun ömrü kısalmaz.
Mutluluk asla paylaşmakla azalmaz.”

 Günün birinde prens, savaş arabasıyla şehri gezerken hasta bir kişiye, yaşlı bir erkeğe ve bir ölüye rastlamış. Prensin burada gördükleri onun dünyadaki acıların varlığını sorgulamasına sebep olmuş. Prens bunun üzerine saraydan ayrılmaya karar vermiş. Fakat bu sırada karısı Yosadhara’nın bir oğlan çocuk doğurduğu müjdesini almış. Bu haber onu sevindirmemiş, hatta çocuğunu önüne çıkan bir engel olarak görüp, ona; ‘engel’ anlamına gelen ‘Rahula’ adını vermiş. Buna rağmen, ‘’Aydınlandıktan sonra  döner, o zaman çocuğumla gerektiği gibi ilgilenirim diyerek, arabacısı Çanna ile yola koyulmuş.

”Derin düşünen bilge kişinin tek bir günlük yaşamı, bilgisiz ve
kontrolsüz kişinin bütün bir yaşamından daha değerlidir.”

 Uzunca bir yol gittikten sonra bir ırmağın kenarında, arabacısına ‘’Ayrılma zamanı geldi, üzerimdeki şu mücevherleri al, atım Khanthaka’yı da götür, Benim için üzülme. Sen geride kalanlara acı.’’ Demiş ve Çanna’nın kılıcı ile saçlarını kesip, suya atmış. O sırada oradan geçen bir dervişle de giysilerini değiştirmiş ve istediği yaşama ilk adımı atmış. Bir hafta ormanlarda dolaştıktan sonra Magadha Krallığı’nın başkenti olan Racagahaya’ya gelmiş ve kapı kapı dolaşarak yiyecek dilenmeye başlamış. Prensin güzelliği bütün ülkeyi büyülemiş. Bunun üzerine Magadha Kralı Bimbisara, bu seçkin dervişe krallığını sunmuş; fakat Goutama, Magadha Kralı olmayı kabul etmemiş. Amacının aydınlanmak ve gerçeği bulmak olduğunu söylemiş; ancak aydınlandıktan sonra da Magadha Krallığı’nda vaaz vereceğine de söz vermiş.

”Bir derdin varsa derman bulmaya çalış; bulamıyorsan da, onu dert etme.”

 Goutama altı yıl boyunca perhizle, meditasyonla günlerini doldurmuş. Günlük yiyecek miktarını, bir deri kemik kalana dek bir pirinç ya da bir susam tanesine azaltmış. Bir gün bacakları gövdesini çekemez olunca düşüp bayılmış. Çevresindekiler önce onun öldüğünü sanmışlar. Buddha güçlükle kendine gelince, perhizin ve çile çekmenin aydınlanmaya bir yararı olmadığını, güçsüz bir bedenle güçlü bir zihne sahip olunamayacağı kanısına varmış. Bu yüzden budist rahiplerin bugün de takip ettiği bir prensiple sabah ve öğle olarak iki öğünde ve mütavazi bir şekilde beslenmeye karar vermiş.

”SağIık en büyük hediyedir, doyumIuIuk en büyük zenginIik, güven en iyi akrabaIıktır. Nirvana ise en büyük mutIuIuk.”

 Bir mayıs gecesi, dolunayda, Uruvila köy ağasının kızı Sucata, kutsal incir ağacına özel olarak hazırladığı süt ve pirinçle pişirilmiş bir çeşit muhallebi olan “Sungu” getirmiş. Fakat Goutama‘yı orada görünce, onu ağacın perisi sanarak, sütlü karışımı Goutama‘ya vermiş. Goutama aldığı Sungu’yu kırk dokuz bölüme ayırmış ve aydınlandıktan sonra geçirdiği kırk dokuz gün süresince yiyecek olarak bununla yetinmiş.

”Bütün biçimIer gerçek dışıdır, bunu idrak edebiIen kişi acıIara tepki vermez; işte bu safIık yoIudur.”

 Goutama, o gün gündüzün sıcak saatlerini ormanda dolaşarak geçirmiş, akşam olunca bilgelik ağacı diye bilinen kutsal incir ağacının altına gelmiş, kendi kendine, ”Derim, etim, kanım kurusa da, tam ve aşılmaz aydınlanmaya ulaşmadan bu ağacın altından kalkmayacağım” demiş ve o zamandan sonra da hiçbir şey onu yolundan çevirememiş. Yedi gün boyunca yerinden hiç kımıldamayan Gotama, Nirvana’ya ermenin zevkini çıkarmış. Sonrasında yedi gün de ayakta, daha sonraki yedi günü de bilgelik ağacının çevresinde bulunan ağaçların altında oturarak 49 günü doldurmuş. Hatta ağaçlardan birinin altında otururken, yağan yağmurdan Buddha‘yı, kafa derisini iki yana açarak, bir kobra yılanı korumuş. O günden itibaren de yılanlar Budizm’de, Buddha ve öğretilerinin koruyuculuğunu temsil etmeye başlamış.

”Bir kişinin kendi kendini yenerek kazandığı zafer, bir başkasının savaşta bin kişiyi bin kez yenerek kazandığı zaferden daha iyidir. ”

Aydınlandıktan sonra ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremeyen Buddha‘ya Tanrı Brahma yardım etmiş ve insanların içinde bu öğretileri anlayabilecek düzeyde olanların çıkabileceğini söylemiş. Tüm canlılara karşı sevecenlik duygularıyla dolu olan Buddha, Tanrı Brahma‘nın dediklerini kabul etmiş.  Bunun üzerine de, zamanında yollarının ayrıldığı arkadaşlarını Benares yakınlarında bularak, ”Ben Buddha oldum, yolu buldum, size de o yolu göstereceğim ve drahma’yı (yasayı) öğreteceğim” demiş.

”Geçmişte kim olduğunu bilmek istiyorsan, şu an kim olduğuna bak. Kim olacağını bilmek istiyorsan, ne yaptığına bak.”

 Buddha, 80 yıl süren serüveninin son yağmur mevsiminde, öğrencilerinden ayrılmak ve yalnız kalmak istemiş. Öğrencisi Ananda’yla birlikte yağmur mevsimini geçirdiği sırada ciddi bir hastalığa tutulmuş.

”İnsan isimIere, formIara ve maddeseI dünyaya bağIanır ve onIarın zihnin bir yanıIsaması oIduğunu, zihinde oIuştuğunu unutur ve hata yapar böyIece zihnin özgürIüğü engeIIenmiş oIur.”

‘’Ananda! Öğrencilerimin ya da topluluğun benden bekleyecekleri bir şey kaldı mı? Ben öğretimi kimseden bir şey saklamadan, olabildiğince açıklıkla yaymaya çalıştım. Onun için Ananda sana söyleyebileceğim şu: Kendiniz kendinize ışık olun, dışınızda olan, dışınızdan gelebilecek hiç bir şeyden destek, dayanak aramayın. Kendinize yalnız gerçeği ışık yapın. ‘’ demiş.  Ve son olarak, tüm dervişleri, öğrencileri ve yandaşlarını toplayarak vedalaşmış.

”Bu dünyayı bir hava kabarcığı bir serap gibi düşün. Dünyayı böyIe gören kişiyi öIüm görmez.”

Ölümünün hemen ardından  ise, yedi gün süren bir cenaze töreni düzenlenmiş. Cesedi görkemli bir cenaze alayıyla yakılacağı yere getirilmiş. Yedi gün süresince Buddha‘nın ölüsüne her türlü saygı gösterisi yapılmış. Yedinci gün cesedi, güzel kokular çıkararak yanan bir odun yığınının üstüne yerleştirilmiş, Malla’ların başta gelenlerinden dört kişi ateşi yakmak görevini üstlenmişler; ama her ne yaptılarsa da odunlar ateş almamış.
Bu arada beş yüz derviş Buddha‘ya son saygılarını sunmak üzere Pava’dan Kusinara’ya gelmek için yola çıkmışlar. Dervişler yetişip de saygı görevlerini yerine getirdikten sonra, odunlar kendiliğinden ateş alıp yanmaya başlamış.

”Geçmişte kim oIduğunu biImek istiyorsan, şu an kim oIduğuna bak. Kim oIacağını biImek istiyorsan, ne yaptığına bak.”

Buddha’nın bedeni yanarken köpek dişi yere düşmüş ve Arhat Khema isimli vatandaş kimse farketmeden dişi alıkoymuş. Dişi alıkoyan Arhat, hürmet  gösterilmesi amacıyla dişi, Kral Brahmadatte’ye vermiş. Daha sonrasında da, dişe her kim sahip olursa toprakların da hükmüne onun sahip olacağı yönünde bir inanç hüküm sürmeye başlamış ve  kutsal emaneti ele geçirmek için savaşlar düzenlenmiş. Buddha’nın ölümünden 800 yıl sonra da Emanet Kalinga’da, Kral Guhaseeva’nın eline geçmiş. Bölge günümüzde Orissa’ya (Hindistan’ın Bengal Körfezi’ne bakan doğu kesiminde bir eyalet) bağlı bir yer.

”Bizden nefret edenIerden nefret etmeden yaşayaIım. GeIin, bizden nefret edenIer arasında nefretten kurtuImuş oIarak yaşayaIım. ”

Ve bir gün bu kente gelen bir prens, burada budist olup, ibadet etmeye başlamış. Kral bundan çok hoşnut olmuş ve kızı prenses Hemamala ile prensi evlendirmiş. Zaman içerisinde budizm’i yıkmak için yapılan bir saldırıda, Kral Guhaseeva kutsal dişi, Prens Dantha’ya ve Prenses Hemamala’ya vererek şehir dışına çıkmalarını istemiş. Hemamala, kutsal emaneti saçının arasına saklamış ve tanınmamak için de kendilerini Brahman olarak tanıtmış. Ganj Nehri’nde bir liman olan Tamralipti’den denize açılıp, Sri Lanka’da Lankapattana’ya varmışlar. Yine bir rivayete göre bunun sebebi, Buddha’nın kendi dininin orada 2.500 yıl boyunca güvende kalacağını söylemesine dayanmaktadır. Dantha ve Hemamala’nın adaya vardığı sırada, Sri Lanka’nın hükümdarı olan Kral Kirti Sri Megavanna, kraliyet ailesinin varışını duyunca çok mutlu olmuş ve emaneti ellerinden büyük bir saygı gösterisiyle almış. Hemen ardından sarayında bir tapınak yaptırmış ve dişi orada muhafazaya almış. Ayrıca, emanet dişin hürmetine her yıl bir festival düzenlenmesini buyurmuş.

Kutsal diş bugün, Sri Lanka turlarımızda Kandy Şehri’nde gezdiğimiz Kandy Diş Tapınağı’nda muhafaza edilmektedir. Kandy şehri her sene ayrıca dişin şehirde gezdirildiği büyük bir festivale ev sahipliği etmektedir.

Yazımızı okuduğunuz bu bilge yolculukta söylenen son bir sözle bitirelim; “Sağlıklı olabilmek, gerçek mutluluğa ulaşabilmek ve huzuru bulabilmek için zihninizi kontrol edebilmelisiniz. Kontrol edemediğiniz bir zihin sizi kendi karanlığına çeker ve bilgeliğe ulaşmanızı engeller.’’

Zihninizi de kendinizi de dinlendirmek için bol bol seyahat edin, ona da nefes alma fırsatı verin.

Bol seyahatli, nice günlere…