Singapur: Distopya mı, Ütopya mı?

Amerikan merkezli Wired dergisi 1993 yılında henüz dördüncü sayısındayken ortalığı karıştırmayı başardı.
Nasıl mı? Cyberpunk türünün öncülerinden, bilimkurgu türünün en prestijli 3 ödülünü de almayı başaran “Neuromancer” kitabının yazarı William Gibson’ı, Singapur’a gönderip, gözlemlerini yazdığı yazısını yayımlayarak. Teknokratik yönetim biçimi nedeniyle çeşitli eleştirilere maruz kalan Singapur yönetimi beklendiği şekilde Wired dergisini ülkeden yasaklayarak cevap verdi. Ancak tüm çabalara rağmen Gibson’ın yazısında Singapur’u tasvir için kullandığı ifade, yazının üzerinden 20 seneden fazla vakit geçse de akıllardan gitmemişti: “Disneyland with the Death Penalty” Yani “İdam cezalı Disneyland”.

William Gibson’ın yazısı Singapur Changi Havalimanına ilk ayak basışıyla başlıyordu. Etraftaki olağanüstü temizlikten rahatsız bir şekilde yürürken tavan döşemelerinin kenarlarında paslı uçların olmaması, etrafta çöplerin ve enteresan kokuların yoksunluğu belli ki hayatta kalmayı sürdürmek için yeterli uyarıcıya sahip olmadığını düşündüğü bu kentte kendini sıkışmış hissetmesine yol açmıştı. Gibson, Singapur’un geçmişini tamamen silmiş, kozmopolitleşmek üzere tüm kimliğini terk etmiş, halkın mutluluğu için tatsız ve klişe planlar yapılmış ve en kötüsü de bu planların uygulanmasında kaba kuvvete başvurmuş bir “zorunlu mükemmel” kent olmasından dert yanmıştı.

Tabii ki Gibson’dan 20 sene sonra şehir değişmişti. Ancak şikayet ettiği noktalarda aşamalar biraz yavaş kaydedilmekteydi. Artık en azından Singapur’un Sentosa isimli eğlence merkezi (Disneyland içinde Disneyland?) bir noktaya kadar Singapur’un geçmişiyle ilgili enformatikler bulunduruyordu.

Malay yarımadasının en ucundaki bu ada Avrupa-Uzakdoğu deniz hattının mecburi limanı olmasıyla olağanüstü stratejik önem taşıyordu. Hatta bu önemini günümüzde bile sürdürüyor. Modern Endonezya’nın Sumatra adasında yerleşik bulunan Srivijaya Prensi 1299 senesinde adaya vardığında av esnasında gördüğü ancak yakalayamadığı bir hayvanın aslan olduğunu sanmıştır. Aslan anlamına gelen “Singa” kelimesiyle şehir anlamına gelen “Pura” kelimesinin birleşmesinden yeni ülkesine “Singapura” ismini koyar. Ancak arkeologlar adada hiçbir zaman aslan bulunmadığını ve prensin gördüğünün kaplan olduğu konusunda hemfikirler.

Malay Kabile şefi Temenggong 1811 senesinde bir kaç yüz Malay’la adaya gelmişti. 8 sene sonra ise Şehir-ülkenin en prestijli oteline de ismini veren Sir Thomas Stamford Raffles 1819’da adaya ayak basmıştı. Dönemin Malay sultanı Hüseyin Şah’la anlaşma imzalayıp önce adanın güneyini 5 sene sonra ise tamamını İngiliz idaresine almıştı. O dönemde adada bir avuç Çin kökenli insan ve 1000’e yakın Malay bulunmaktaydı. Ancak 40 sene gibi bir sürede ada nüfusu 80.000’e çıkmıştı. Tahmin edilebileceği üzere bunun yarısı Çin kökenliydi.

İkinci dünya savaşında İngiliz Krallığı Winston Churchill’in deyimiyle en büyük yenilgiyi Singapur’da yaşamıştı. Japon İmparatorluğu 36.000 kişilik güçle 85.000 kişilik orduyu mağlup etmişti. Toplarının ve tüfeklerinin bir çoğunu Rus cephelerine göndermiş olmasından da kaynaklı olarak Komutan Arthur Percival beyaz bayrağı tam 7 günde kaldırmak zorunda kalmış ve İngiltere’nin en büyük hezimetlerinden birine yol açmıştı. En önemlisi “Aleksandra Hastanesi Katliamı” olarak tarihe kara bir leke olarak geçen Japon savaş suçları bu savaş sırasında da yaşanmıştı.

Japonlar adayı terk edince İngiltere kısa sürelik de olsa adayı geri aldı. Ancak artık demokrasi dönemi başlamıştı, 1959 yılında Lee Kuan Yew ülkenin ilk başbakanı seçilmesiyle Singapur bağımsızlığını ilan etti. Yeni başbakan 30 senelik yönetimi boyunca Sir Raffles’ın hayali olan “Doğunun Manchester’ı” kentini inşa etmekle meşgul oldu. 30 senenin ardında da çeşitli görevlerde hükümette bulunan Lee Kuan Yew 88 yaşında 2011 yılında emekli oldu. Başbakanlık koltuğunu ise en büyük oğlu Lee Hsien Loong devralmış, ülkede seçimle de olsa bir monarşi geleneği hakim olmuştu.

details-of-the-decorations-on-the-roof-of-the-sri-mariamman-hindu-temple-singapore-1600x2032

Çin, Malay, İngiliz ve Hint mirasları adada fark edilebilmektedir. Çin mahallesi, Hindu tapınağı, İngiliz mimarisine sahip Malezya’nın orta yerinde bir adadır sonuçta Singapur. Fuar organizasyonları, dünyanın en iyi havacılık firmalarından Singapur Havayolları’nın anavatanı olması, Grand-Prix’ye ev sahipliği yapması, teknolojik ürün çeşitliliği ve Marina Bay Sands gibi mimari harikası otelleriyle senede 11 milyona yakın turist çekmektedir.

418_126

Singapur’da yasaların çok sıkı olmasıyla otoriterlik bir çok ayrı meselede yaşanmış ve yaşanmaktadır. Karşıdan karşıya yanlış bir ışıkta geçtiğinizde, aracınızın içinde minimum sayıda insan bulunmadan motoru çalıştırdığınızda, sakız çiğnediğinizde veya kuşlara yem attığınızda oldukça yüksek olan cezalardan yemeniz çok mümkün. İngilizcede ceza ve güzel kelimelerinin sesteşliğinden faydalanarak “Singapore is a fine city” esprisi de buradan gelmektedir.

Tabi ki bu ufak cezalar haricinde, örneğin Singapur aktarmalı uçuşunuzda üzerinizde uyuşturucu madde yakalanması durumunda cezanız ölümdür. Gibson’ın yazısı da bu şekilde tamamlanmaktadır. Bangkok’tan Atinaya uçmakta olan Hollanda vatandaşı Changi’de 4 kilo eroinle yakalanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştı. William Gibson ise haberi duymasıyla “ben buradan gidiyorum” demiş, rekor bir sürede havalimanına ulaşmış ve Hong Kong’a uçan ilk uçağa koşmuştu. Havalimanında son saniyede yerde buruşturulmuş bir kağıt parçası görmüş, fotoğrafını çekmekteyken polislerin memnuniyetsizliğini ve kağıdı alıp çöpe attıklarını hayretle izlemişti.

Hong Kong havalimanına inerken Kowloon Walled City’i göreceğini düşünerek mutlu olmuş bir şekilde Singapur hava sahasından çıkarken kravatını gevşettiğini de abartılı bir şekilde belirtmişti. Yazısına gelen eleştirilerden en önemlisini hatırlatarak yazıyı sonlandırmak gerekirse Disneyland’in anavatanı California eyaletinde de idam cezasının halen uygulandığını hatırlatalım.