Tekno-Kabus : Kowloon Walled City

Kowloon_Walled_City

Sadece 26 dönümlük bir arazide 13-14 katlı onlarca binada sıkış tıkış yaşayan 33.000 kişiyle dünyanın en büyük popülasyon yoğunluğuna sahip noktası olarak tarihe geçen, yıkımının üzerinden 20 yıldan fazla geçmesine rağmen unutulmayan tekno-kabus Kowloon Walled City bugünkü yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Hong Kong’un Kowloon bölgesinde bulunan kompleks orijinalinde bir Çin Kalesiydi. 1842’de Hong Kong adasının İngiltere’ye verilmesinin ardından adanın hemen yakınlarında ana karada bulunan kaleye surlar inşa ederek İngiltere’nin olası yayılmacılığının önünü kesmek istendi. Ancak 1898’de yapılan yeni bir anlaşmayla Kowloon yarımadası da İngiltere himayesine girmişti. Anlaşmanın maddeleri gereği Kowloon Walled City ise Çin idaresi altında bulunmaya devam edecekti.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Hong Kong’u işgal etmesinin ardından taşların inşaat halindeki Kai Tak havalimanında kullanılmasına karar verilerek şehrin dış duvarları yıkıldı. Savaşın bitiminde ise Çin tekrar kaleden kalanlar üzerinde hak iddia etti. Çin’e komünizm gelmesiyle bir çok Çin vatandaşı yaşamak için Hong Kong’a gelmişti. Dışarıdan gelenlerin ilk yerleştiği yer şüphesiz kira veya fatura ödeme gerekliliği olmayan kimin idaresinde olduğu da çok belli olmayan Walled City olmaktaydı.

İngiliz Hong Kong yönetimi başarısız bir boşaltma teşebbüsünden sonra Walled City’i tamamen kendi haline bırakmaya karar vermişti. 1950 yılındaki büyük bir yangından sonra bir çok kulübe yok olmuş ve yerlerine oldukça çarpık bir şekilde 13-14 katlı binalar inşa edilmişti. Bazı binalar birbirinin üzerine yaslı vaziyetteyken, bazılarının aralarında bırakılan bir iki metrelik boşluklar bu şehrin karanlık sokaklarını oluşturmaktaydı. Çok kısa bir sürede şehir şebekelerinden kaçak olarak çekilen hatlarla 30.000 kişiye elektrik ve (bir adet musluktan da olsa) su ulaştırılmıştı.Sadece en zenginler dış cepheye bakan kafesli dairelere sahipti, Kowloon Walled City’nin çoğu sakininin ev ve işyerlerine hiçbir zaman güneş ışığı ulaşmamıştı. Suç oranı adeta tavan yapmıştı. Polis ancak kalabalık gruplar halinde içeri girebiliyordu. Uyuşturucu ve fuhuş çeteleri şehrin her köşesindeydi. Yönetim tamamen çetelere kalmıştı.

Resim

KWC’de maalesef hijyen namına hiçbir şey yoktu. Her tarafından kirli suların aktığı kompleks her bir köşesine açılmış yiyecek imalathaneleri ve lisanssız dişçi/doktorlarıyla adeta ölüm saçıyordu. Hiçbir regülasyon ve kural tanımadığı için dünyada üretimin en ucuz yapıldığı yer büyük ihtimalle KWC’ydi.

Resim

Yaşayanları hayata bağlayan tek şey belki de labirent gibi girdaplardan saatler süren bir yolu takip ettikten sonra ulaşılabilen çatılardı. Kai-Tak havalimanına inen uçakların gölgesinde ve televizyon antenlerinin arasında biraz temiz hava almak ve günde 12 saati bulan vardiyelerine dönmeden son bir zihin temizliği yapmak günün en keyif verici kısmını oluşturuyordu. Dış dünyanın düşündüğünün aksine 33.000’lik nüfusun çoğu normal bir hayat yaşıyordu. Çocuklar anaokuluna ve okula gidiyor, anneler yemek yapıyor ve günde üç kere musluğun başına giderek çamaşır ve bulaşık yıkıyordu. Babalar ise ticarethanelerine giderek üretim ve satış yapıyordu. Tüm bu anlattıklarımız şehrin içindeydi. Hong Kong’un Kowloon bölgesinde eski bir Çin kalesinin içinde, güneşsiz, kanunsuz, vergisiz ve hijyensiz bir şekilde.

Çin ve İngiltere’nin canına tak etmişti. 350 milyon dolarlık bir tazminat 33.000 kişiye paylaştırıldı ve kompleks 1993 senesinde yıkılarak yerine Kowloon Walled City Parkı yapıldı. Böylelikle bu çirkin ama bir o kadar da muazzam olan geçmiş tamamen yaşayanların hafızalarına hapsedilmişti.

kowloon-walled-city-exterior-wall-long